Osmanlı tarihinde bazı
padişahların çocukları doğduğu veya evlendiği zaman muhteşem şenlikler
yapıldığı görülmüştür. Üçüncü Mustafa'nın da, padişah olduktan bir buçuk sene
sonra bir kızı doğunca on gün, on gece şenlik yapılması emrolundu. İstanbul
cidden eğlenceli ve fakat oldukça da israflı günler geçirdi. Görülmedik
hediyeler verildi, ziyafetler tertip edildi. Musiki alemleri yapıldı, muhtelif
eğlence sanatkarları tarafından hünerler gösterildi. Her taraf donandı,
aydınlandı. 1759 yılında doğan bu Hibetullah Sultana yapılan şenlikleri Şair
Haşmet Efendi, zamanın sadrazamı Ragıp Paşa'nın emriyle ve "Viladetnamei
Hümayun" adı altında tasvir ederek yazdı.
Bu eserden, donanmanın sekizinci
gününü tasvir eden, kudretli tarihçimiz Reşat Ekrem Koçu tarafından günün
diline çevrilmiş, parçayı aşağıya alıyoruz:
Vaktaki donanmanın sekizinci günü
geldi, herkeste zevk ve sefadan el ve etek çeker suretleri belirdi. Nihayet
esnafın, ordu sefere çıkarken tertip ettikleri alaylar gibi büyük bir esnaf
alayı tertip edildi. Evvela her bir esnafın dükkanının ziyneti ve yüz akı olan,
müşteri aldatıcı çırakları kırmızı şallar ve al mintanlarla ortalığı kızılca
kıyamete döndürüp destan levendane, reftarı mestane, gamze gammaz, dide
füsunsaz, kamet kıyamet, kıyafet afet, donanmanın hitamı gününde Sultanahmet
camisi avlusunda alay tertibi için, güneşe ya doğ, ya doğduk diyerek,
toplandılar. Gün doğduktan sonra alay tertip ederek o servü hiramanlar saf saf
durdular. Ustaları da bayramlık esvaplarını giymiş olarak önlerine düştü. Diba
ve zerbaft'dan bayraklar açıldı, telakatli duacılar tedarik edildi.
Her esnaf sınıfı, bir tahtıravan
üzerinde sanat ve işlerini teşhir etmişlerdi, her sınıfın sonunda bir mehter
takımı bulunuyordu, bu suretle esnaf birbirlerinden ayırt olmuşlardı.
En önde çiftçiler bulunuyordu. İçlerinde
çiftçi eline düşmüş doğana benzeyen bir mehpare civan ziraat alet ve edevatını
taşıyordu. Babı Hümayundan girdiler, ortakapı önünde hürmetle eğilerek
kulluklarını arz ettiler. Duacıları, hünkarın ömrünün ve devletinin bereketine
dua etti; padişahın ihsanlarını alıp tertip üzere Babı Hümayundan çıkıp
Alayköşkü altından geçtiler, oradan sadrazam sarayına vardılar; orada arz
odasının baktığı meydana girdiler, yüzlerini toprağa sürüp padişahın ve
sadrazamın hayır dualarını ettiler. Sadrazam tarafından hallerine münasip top
top diba askılar ihsan olundu, duacılarına ve bayraktarlarına ve sanatlarını
gösterenlere deste deste birçok ihsanlar verilerek gönülleri hoş edildi; ve
sarayın ard kapısından çıkmalarına izin verildi.
Çiftçilerden sonra ekmekçiler geliyordu.
Bir araba üzerine fırın kurmuşlardı; önünde bir fırıncı dilberi ekmeklerini
teraziye koymuştu. Arkalarından kasap güruhu geliyordu. Etli canlı
delikanlılarını henüz koyundan çıkmış körpe kuzu gibi önlerine katmışlar,
"şevketlü padişahımızın koç başına kurban olalım" diyerek öküz kadar
koçları altın teller ve mücevher sorguçlariyle süsliyerek, küçük kasap çırağı
çocukların da kimi kaval çalarak, kasapbaşı ağa, da yirmi otuz nefer çuhadar
ile haşmetli geçtiler.
Arkalarından bakkallar geliyordu.
Fıstık dudaklı, badem gözlü bakkal güzelleri, işve satarak, ayakdaşlariyle
yağlı ballı sohbet ederek omuz omuza, mükemmel ve tertipli ve teraziyle narha
gelmez bahşiş ve ihsanlarını alıp geçtiler.
Arkalarından berberlerin gümüş
sineli, ayine yüzlü dilberleri kimi edilbane ve kimi tarzı levendane ile göğüsleri
açık, kollan sıvalı adap ile geçtiler.
Sonra okçular ve yaycılar esnafının
kirpikleri ok, kaşları yay, güzellik ve letafet meydanının tozkoparanları
yaydan kurtulmuş ok gibi geçtiler ve kabza kabza ihsanlar aldılar, debdebe ve
gösterişte taş diktiler.
Arkalarından simkeşlerin sırma perçemli
ve gümüş tenli, yasemin bedenli güzelleri:
Haddeden geçmiş nezaket
yalü bal olmuş sana edası hallerini vasfeden, bazularını gümüş külçesi gibi
Uşşakın gözleriyle damgalayarak geçtiler.
Sonra meyvacılar ve çiçekçiler,
arkasından kebapçılar, bunlar bitince şekercilerin tatlı dilli şakirdam: ‘’Almaz
mısın akideyi miski bahasına’’ gibi etrafa tatlı tatlı latifeler ederek
geçtiler.
Arkasından kürkçüler, kaşları samur,
didesi mahmur çırakları samur ve sincaba gömülmüş olarak geçtiler. Arkalarından
terziler, güzellik kumaşını naz ve istiğna endazesiyle ölçerek geçtiler.
Onların arkasından bir kaide kalıplı kıyafetli seyircileri alay seyrine
aceleden yalın ayak, kimini de iki ayağını bir pabuca sokturarak getirten kavaf
civanları geçtiler.
Onlardan sonra mumcular esnafı,
cevahir bedestanı sermayedarları, Sipahipazarı esnafı, yorgancıların müsellah ve
müzeyyen şehleventleri, Hint ve İran kıyafetleriyle Valde hanı ve Vezir hanı
tüccarları, omuzlarında eşsiz Tüs ve Kaşmir şallariyle geçtiler.
Arkalarından mücellitler ve kağıtçılar,
Mısır çarşısı bezirganları, Keten pazarı esnafı, karadan yelkenlerini açmış ve
toplarım atan bir kalyon yürüterek geçtiler.
Elhasıl esnaf alayı gün doğarken
başladı, gece yarışma, saat altıya, yediye (ezani saat) varıncaya kadar devam etti;
yüz kırk beş adet muhtelif esnaf geçti. Her sınıf esnafın arkasından bir saz
takımı gidiyordu. O gece, şehrayinin sonu idi. Ertesi sabah herkesin işiyle
güciyle uğraşması ferman buyuruldu.
İstatistikler
Kayıtlı Kullanıcı : 5643
Kayıtlı Sorular : Çoktan Seçmeli : 3519 Doğru Yanlış : 1470 Boşluk Doldurma : 79
Bekleyen Sorular : Çoktan Seçmeli : 1 Doğru Yanlış : 0 Boşluk Doldurma : 0