Uzakça
tarihimizde afyon tiryakiliği, yakın zamanlarda da akşamcılık, fena itiyatlarımızdandı.
İçki, sıhhati yıkan bir şeyidir. Büyük üstat Ahmet Rasim’den akşamcılık üzerine
bir ibretli yazı daha alıyoruz.
Rakı
ne zaman içilmelidir? Sualinin en kestirme cevabı, Müptelalarının, kanaat veya
içtihatlarına göre akşam ezanının okunduğu, meyhanelerde gaz lambalarının
yakıldığı zamandır, tarzında tespit ettikleri ‘’vakti kerahet’’tir. Filvaki
akla en ziyade mülayim gelen de bu zamanın intihabındaki isabetin kuvvetidir.
Bizde
‘’gece hayatı’’ denilen yaşayış, gündüz hayatına nispetle ancak bu zamanda
başlar. İşler bitmiş, yorgunluklar çökmüş, eş, dost, ahbap buluşup bir iki saat
vakit geçirmek bir dereceye kadar intizama riaye hissini verir.
Vakti
kerahetten itibaren ne za mana kadar içmelidir? Öyle ya… Ne zamana kadar! Evde bekleyenlere,
sofrada, eski tabirlerden olduğu üzere mangal başında sahanları ısıtıp indire
indire yorularak mangal başında uyuklayanlara:
Meyhaneler kapandı, sarhoşum nerde kaldı?
Şarkısını çağırıncaya kadar mı? Elbette hayır;
"gıda"yı alıncaya kadar…
Bize
genç iken usul ve adabı işreti talim etmiş olan Aziz Bey merhum: "Vaktiyle
gör hesabını dükkan kapanmadan" der ve:
-Ben evden içeriye, müezzin minareye!
Sözünü
de ilave ederdi. Gerçi bu söz eski zaman ayarıdır, fakat mahfaza mahfaza içine
saklı, kadim olduğu kadar kıymettar Piryol saatlerin saniye şaşmaz tam
ayarlarına uygundur.
"Meze"
denilince en evvel "yumruk mezesi" hatıra gelir. Eskiler: ''Sakız
mastikası, istragalya meze, civan perçemi tütünle, Jop kağıdı yan kafadar, sarar
mı sarar" derlerdi. Düz rakı, mastikadan yani sakızlı içkiden pek sonra
meydana çıkmıştır. Diyebilirim ki düz rakının şehrimizde şüyu ve intişarı ancak
kırk, kırk beş senelik bir kıdeme maliktir (şimdi seksen). Evvelce meyhane ve
gazinolarda içilen hep mastika idi. Sakız'ın, Ayvalık’ın mastikaları imtiyazlı
bir şöhret kazanmışlardı. Hatta Rum meyhanecilerinin ekserisi: Sakızlıyım! Diye
kendilerini de satarlardı. ‘’İstragalya",sakız leblebisi denilen mahut nohutun tuzlanıp fırınlanmışıdır. Bu
maddenin meze intihabındaki ehemmiyeti için gene Aziz Bey merhum derdi ki:
— Hem ağzın kokusunu alır, hem de midenin suyunu
çeker!
Hatta
dişleri bozulduğu tarihten itibaren leblebi unu kullanırdı.
Civan perçemi tütün, eski saçak tütünlerden
kinayedir. Sonraları rejinin ilk kurulduğu sene çıkardığı ellilik (elli
paralık) mavi paketli tütüne alem olmuştu.
Her
nevi salata, sardalya, çiroz, likorinoz, ringa, ançuez, taze balık, ciğer
kebabı, tavası, yahnisi, fasulye piyazı, pilakisi, reçel, sarı ve siyah havyar,
beyin, her türlü peynir, son moda muska böreği, turp, midye tavası, pilakisi,
salatası, istiridye, ihtenya, pavurya, istakoz, karides, kuzu sövüşü, turşular,
balık, midye, bumbar, dalak, yaprak, lahana,, patlıcan, biber, domates
dolmaları, işkembe tuzlaması, patates ezmesi, her nevi köfte, hatta şiş kebabı,
pirzola, baklava, kaymak, yoğurt, cacık, keten, kağıt, tahan helvaları, her
nevi zeytin, zeytin yağlılar, çerkes tavuğu, kaz ciğeri ezmesi, pastırma,
sucuk, yumurta ve emsali birçok madde ve yiyecek maddelerinden değildir. Karın
doyurmak ayrı bir zevktir. ‘’Meze’’ kelimesi, farisindeki manası veçhile tad,
çeşnidir. Tadılacak, çeşnisine bakılacak şey demektir. Bimeze: Tatsız, hoş
meze: Tatlı ve çeşnili demek olduğuna göre rakı mezesi de çeşnisi, rakıya en
ziyade uyan şey olmalıdır (Mecmuanın notu: Eski akşamcılar meze sofrasına
"çilingir sofrası" derler ki bu "çaşnigir sofrası" ndan
galattır. Saraylarda pişen yemekleri muayene için tatmak üzere çaşnigir denilen
memurlara gönderilen yemek numune sofrasına benzediği için meze tepsisine bu
nam verilmiş olsa gerektir).
Eski
Bektaşilerden, doksanlık, her akşam gıdası olan yüz dirhemliği tam altmış beş,
yetmiş sene içmekte sebat etmiş olan Yorganı Hasan namıyla müştehir baba demiş
ki:
—Ben öyle
asma çubuğundan atlayıp sarhoşluk taslamayı dinlemem erenler! Senin rakı
dediğin yarım okkalık olmalı, beraberince bir paket tütün, meze olarak da
mevsim meyvalarından biri. Türlü türlü yağlı şeyler meze değil, adeta yemektir.
Ben,
Hasan Babaya hak veririm. Rakı pek o kadar iyisinden olmasa da mesvim
meyvalarıyla iyi tesir ettiği bittecrübe sabittir. Bunlarla içildiği takdirde
hem mide bozukluğu seyrek vukua gelir, hem de rakı nispeten az içilir.
Size bir şahit daha: Balıkhane Nezaretinde bulunmuş
olan Muhterem Ali Beyefendi der ki:
—Bunca sene
balıkhane nazırlığı ettim. Şimdi yaşım sekseni geçmiştir, hiçbir zaman balıkla
mezelenmedim. Mevsim yemişleri, rakıya hem cila verir, hem de mideye dokunmaz.
Halbuki obur Baba Yaver merhum, keten helva mezesine
bayılırdı. Meyhaneden içeriye zerzevatçı beygirleri gibi girerdi. İki eli
salata demetleri ile yüklü bulunurdu. O bile sorulunca:
—Bu hınzırın
asıl mezesi kavundur.
Derdi.
Nuri Şeyda merhum da bir portakal, bir elma veyahut başka her hangi bir
meyvadan gayet az olmak şartiyle kifafı nefs ederdi.
Meşhur
Kemençeci Vasil, bilhassa bir salkım yaş üzümle işret masasına oturunca bir,
bir buçuk okka içen Osman Bey namındaki ayyaşlar piri yalnız ekmek zeytin ile Ebüzziya
merhum akşamları içtiği bir iki kadehi, ekseriya bir meyva ile, kavun vakti
yalnız kavun ile içer, Ahmet Mithat Efendi merhum da içtiği tarihlerde bir
büyük tabak fasulye piyazı yaptırırdı. Muallim Naci ise boyuna içer, her
içişinde badem, ceviz içi, fıstık gibi kuru yemişten hazzederdi.
Benim
de bir kere adım çıkmış, Kambersiz düğün olmaz derler, ben yaz kış salata,
mevsim meyvaları ile içerim. Bildiğim daha pek çok zevat, ekseriyetle meyva,
arada sırada taze balık, taze yaprak dolmaları, türlü salatalarla mezelenirler.
Tamburacı
Osman Pehlivan, et, tatlı ve envai ense yapar der, maahaza her neviden yer.
Kemani müteveffa Tatyos, ne bulursa.
Mezeye
"karagöz göstermeliği" kabilinden bakanlar da vardır. Sofrasında beş
on, hatta daha ziyade meze bulundurur, fakat bir defasında yalnız birini
intihabeder ve ondan yer. Bazı kimselerde meze merakı, rakı merakından
azgındır. Aşure, revam, kaymak, gözleme, poğaça, yalnız taze sarımsak ile içen
pisboğazları da bilirim. Ya, kavrulmus kahve çekirdeği ile içene ne dersiniz.
Bunun yanında kabak çekirdeği taze ceviz içi gibi kalır!
Elhasıl;
ne kadar insan, o tabiat derler a, içkide de bu söz yerini bulmuştur.
Yazan
: Ahmet Rasim
İstatistikler
Kayıtlı Kullanıcı : 1553
Kayıtlı Sorular : Çoktan Seçmeli : 3516 Doğru Yanlış : 1470 Boşluk Doldurma : 79
Bekleyen Sorular : Çoktan Seçmeli : 1 Doğru Yanlış : 0 Boşluk Doldurma : 0