Yarışmacılar
  
  
Üye Ol
Şifremi Unuttum


Günün Lafı
Erkekler yasaları, kadınlar davranışları şekillendirirler.

De Segur


Yarışma Seçenekleri
Çoktan Seçmeli
Doğru Yanlış
Boşluk Doldurma
Kategori Seçmeli
Zamana Karşı
Sayı Tahmini
Flash Oyunlar


Son Üyeler
müci
emine
znurcell
güzellik
ARZUERD
19muro19
esrush
canısıkılan
sezanarel
elifffffffff


Ortaoyun

Eski Milli Tiyatromuz : Ortaoyun

          Orta oyunu, Karagöz oyununun canlısıdır. O, bütün mevzularını tamamen bizden, içimizden almıştı. Bunu, yeni nesil maalesef görememiştir, bu bir eksikliktir.

Eskiden "Zuhuri kolu", "Meydan oyunu" denirmiş; sonraları "Orta oyunu" derlerdi. Bu adların verilmesine sebep: Oyuna çıkan kişilerin birer birer zuhur edişi, kol teşkil eyleyişi; oyunun meydanda, ortada oynanışı..

          Perde kurulup, şem'a yakılıp oynatılan karagözün canlı nev'idir. Yalnız bunda Hacivad'ın yerine peşekar, Karagözün yerine kavuklu kaim olur; bütün şahıslar, hanım nine, boy boy zenne (kadın kılığına girmiş erkek), Siyahi Şetaret Bacı, Razzakizade Tarçın Bey, Tiryaki, Acem, Kayserili, Ak Arap, Muhacir, Laz, Arnavut, Kürt, Balama (frenk), Yahudi, Matiz (sarhoş), Tuzsuz Bekir, Aptal... sıralarını savarlar.

          Meydana "yeni dünya" tabir edilen, paravanayı andıran, yanlan bükülü tahta çıta konur, içinde iki kahveci iskemlesi durur. Başından sonuna kadar, fasla zurna ile çifte nara iştirak eder, ortaya çıkan her şahsın muayyen bir havası bulunurdu.

          Peşekar'ın bestesi segah makamından; Kavuklununki Hüseyniden; zennelerin "Ey benim nazlı yarim, severim kimse bilmez halim" bestesi müsteardan; Razzakizadenin "Gelinece bezmi mestane, döner meclis gülistane" nakış semaisi hüzzamdan; Tiryakinin "Dili biçareyi mecruh eden tigi nigahındır, beni sevdalara düş eyliyen zülfü siyahındır" koşması ferahnakten; Acemin "Isfahanda bir kuyu var, içinde tatlı suyu var" şarkısı ısfahandan; Şamlı Arabın mavalları hicazdan; Muhacirin "Havada turnam sesi gelir, kanadı burmam" türküsü eviçtendi.

          Kayserili "Gayserinin gızları, sırma gibi saçları" ile; Laz "Hey tablalu tablalu, paraları turalu"; Kürt "Karşıda kurt evleri, yayılmış develeri"; Arnavut "Tunada çırpar bezini pek sevdim Bulgar kızını" ile çıkar; Balama köhne bir polka tutturup fırıl fırıl döner; Yahudi "Balat kapusundan yirdim içeri"yi söyliye söyliye zıp zıp zıplar; Tuzsuz Bekir avaz avaz naraları basar; Aptal da curcunalı nağmelerle sersem sepet damlardı…

          Zurna - çifte nara ahenge koyulmuş, fasıl başlamış. Evvela peşekar çıkagelir, meydanı bir kere dolaşır, iki eliyle halkı yerden selamlar; o günkü oyunun adını söyleyip, mesela: "Kadının Fendi, Erkeği Yendi oyununun taklidini aldım, çal!" diyerek bir kenara çekilir; ardından Kavuklu kendine mahsus hava ile sökün ederek bir defa ortayı devrederdi.

          Peşekarla karşılıklı muhavereye girişirler. Nükteler, cinaslar, tekerlemeler veriştire veriştire hayli çene çalarlar. Derken efendim zenneler, Çeşit çeşit taklitler gösterir, fasıl sona ererdi.

Şekil, tarz öteden beri böyle...

          Bizim çocukluğumuzda ve ilk gençliğimizde Komik Kel Hasan da ara sıra orta oyunu oynardı ama bu işin asıl erbabı Kavuklu Hamdı idi. Çarşambaları Merdivenköyü civarındaki

Mama'da, pazartesileri Küçük Çamlıca yamacındaki Libade'de oyunlar verir, mesiregahlar hınca hınç dolardı.

          Ağaçların altında rütbeli mevkili, kerli ferli zevat; kafeslerin arkasında kibar kibar hanfendiler, tazeler. Lubiyat başlamadan önce, kapı dışında zurnacı Şişko Ahmetle çömezi çığırtkanlık eder; Hamdının oğlu Belediye kavası Enver Efendi, dayızademin süt ninesi Berrak Hanımın kocasıydı bir aşağı bir yukarı gezinip dururdu.

          Kavuklu Hamdi o zaman 55’lik kadardı. Doğma büyüme Eyüplü imiş. Saçları bıyıkları ağarmış, sevimli yüzlü, babacan halli bir kırantaydı. Yaradılıştan nekre, hazırcevap."Bu anlattıklarımın hepsi rüyamış meğerse.." diye uydurduğu kıssalar gayet hoş ve merak çekiciydi.

          Zenaatine nasıl siftah ettiğini, ağzından işiten üstat Ahmet Rasim merhum şöyle nakleder: "Daha tüysüz tuzsuzken, mahallede akranlariyIe bir araya toplanırlar; kimi kadinnesinin feracesini gizlice alır, kimi kasaba yalvarıp yırtık pırtık bir peştamal ister, kimi Eyüp oyuncakçılarından bir havan koparır, bu da dedesinden yadigar kavuğu aşırırmış. tetimmatı düzer düzmez haydi meydan oyununa, konu komşu da seyrine seğirtmede.

          Günün birinde, kabaca bir arkadaşının aklına esmiş:

— Gelin, şu tahta perdeli arsada oynayalım. Ben kapıda dururum, şundan bundan 10 para, 20 para toplar, pay ederiz! demiş.

          Tahta perdeden içeri girmişler. Giriş o giriş..."

          Gelini Berrak Hanımın rivayetine göre, Hamdi delikanlılığında yaman zamparalardan, ele avuca sığmıyanlardanmış. Galatada, Kağıthanede, Çırpıcı, Veliefendi çayırlarında vur patlasın, çal oynasın.

           O çağlarında Haliç'te bir kaza atlatıyor, alabora olan kayıktan güçlükle canını kurtarıyor, denizden artık ödü kopuyor. Aradan 30 bu kadar yıl geçtiği halde gene eski korkusu berdevam; sandala, vapura binemez; yazın Mama, Libade mevsimi yaklaşınca rahatı huzuru kaçar, adaklar adıyarak Üsküdar yakasına araba vapuriyle kapağı atarmış. Semte dönüşte hakeza…

           Oyunda kılık kıyafeti hep aynı idi. Başında beyaz tülbent sarılı, dilim dilim kavuk, sırtında kırmızı cüppe, altında şalvar, ayaklarında çedik papuçlar, peşinde Kambur Mikael, Kambur Sadi, Cüce Vasilaki ile ortayı boylar; peşekarla karşılaştı mı çekingen çekingen tepeden tırnağa onu süzer; beriki aşina çıkıp kandilli temennahları savururken etekleri tutuşuk, iyi saatte olsunlara raslamış gibi "Destur!" diye kış kışlarla çırpınır, okur üfler, nihayet tanışırlar; Hamdi;

—Başıma gelenden haberin yok cancağzım!

          Mukaddemesiyle o meşhur kıssalarından birini anlatırdı.

          Faraza; Beykoz dalyanında gözcülük yaparken direkten yuvarlanıp cumburlop denizin dibine gidişi, köpek balığı tarafından yutuluşu… Yakacıkta bindiği haşarı atın gemi azıya alarak ta İzmit’e kadar dörtnala kaçışı... Çağırıldığı kına gece sinde düğün evinin ansızın göçüsü, bütün davetlilerin hak ile yeksan oluşu...

—Yatakta gözümü açtım, rüya değil miymiş birader! der demez, heyecanla kulak kesilen seyirciler gülmeden kırılırlardı.

          Önceleri peşekarı, Tosun Efendiymiş; sonraları Küçük İsmaille uyuşmuştu. Küçük İsmail, udhuke perdaz Abdürrezzakın akıl hocası, rejisörü, aşıklık rolü yapan aktörüydü. Tuluatçılıkta emsalsiz, sahne ağzı, basma kalıp laflara, cali tavırlara asla yanaşmaz, evinin odacağızında çoluk çocuğu, eşi dostiyle konuşurmuş gibi konuşur, leb demeden leblebiyi çakar, her cümleye zemin ve zamana uygun cevapları şipşak dayardı.

          Orta oyununda onun da başında tülbent sarılı, sipsivri Özbek külahı; sırtında kenarlarına iki parmak kürk kaplı, mavi çuhadan biniş, elinde şakşak. O ana kadar İstanbul’da yetişmiş peşekarların en üstünü olduğu muhakkaktır.

          Hamdi’nin oyunlarında Büyük Asım zennelerin anası; Hayali Şair Ömer (Fahri), Kız Tevfik, Zihni, Faik zenne, Üsküdarlı Arap Ahmet Şetaret Bacı olurdu.

          Kız Tevfik, keman kaşları, mahmur gözleri, bembeyaz teni, kusursuz endamı, fıkır fıkır kaynayışlariyle harikuladeydi. Billur yaşmağı örtünmüş, eflatun feraceyi giymiş, yüzünde püskürme benler, kırım kırım kırıtırken eski kurtlarda fısıltılar bitip tükenmez:

—Kaymak tabağının, bir vakit ki sermayesi Pesend'in tıpkı tıpkısı!..

—Allah Allah!.. Benli Hürmüzdeki küçük Allıya ne de andırış Yarabbi!

—Yarım elmanın yarısı Kodoş Bahrinin İncitab'ı, yarısı bu delikanlı!..

          Zennelerin Kavuklunun etrafına toplanıp hep bir ağızdan, "Kabaramazsın kel Fatma, annen güzel sen çirkin" diye tutturmaları; hele üstüne üşüşüp tepeli civciv çıkartmak için yaka paça kuluçka yatırmaya sürüklemeleri ömürdü.

         Züppe, çıtkırıldım Razzakizadeye Nuri; kara papaklı, şal kuşaklı İraniye Meddah Aşkı; kafasına kefiyeyi dolamış, mütemadiyen ayınlari çatlatan Ak Arap baklavacıya Terlikçi Rifat; Kayserili pastırmacıya Terzi Salih; Rumelili muhacire Şerbetçi Muhittin; Balamaya Armenak; matize Tulumbacı Kemal (Kemal Baba); Arnavuda, Kürde, Laza malum elbiseleriyle bilmem kimler; Tuzsuz Bekire Garbis; aptala komik Ali Riza çıkardı.

          Ali Riza, Şevkiye kapılandıktan sonra yerini Göztepeli Rafet aldı. Kuşdilindeki Halili Mahmudiye mektebinin çalışkan, uslu bir talebesiydi; baştan çıkarak haylazlığa saptı, tuluat tiyatrolarına girdi, çok geçmeden veremden öldü.

          Orta oyunu icra oluna gelirken, sellemehüsselâm ver yansın cihetine gidilmez, birtakım kayıt kuyut gözetilirdi. Zira hazırun meyanında meriyülhatır kimseler, erkekli kadınlı zevatı muhtereme mevcut. Saadetlu, utufetlu payeli beyefendiler; müşarünileyhlerin valdesi, kayınvaldesi, refikası hanımefendiler... işbu hazerat iyice yoklanır, Suriyeli veya Iraklı varsa baklavacı hacı baba, arnavut varsa bozacı arnavut, bir paşazade yahut damat bey bulunuyorsa Razzakizade numaralarını üstünkörü geçerlerdi. İffetpenahlardan ötürü de hanım nine ve kızları çaçaronluğa, dilli düdüklüğe pek varmazlardı.

          Bir çarşamba, Mekatibi askeriye nazın sanisi Riza Paşa Mamaya buyurmuş. Paşa an asıl Kayserili… Pastırmacının sırası düştüğü vakit, seyircilerden işgüzar bir zabit efendinin keyfiyeti usulca ihtarı üzerine Terzi Salih soldan geri edince, farkına varan Riza Paşa "Sırayı bozmasın, çıksın!" haberini yollamış. Kayserili taklidine kahkahaları kopararak Salihe bol bol bahşiş sunmuş.

          Balama, mutlaka doktor olurdu. Lubiyat karı kadim ya, fi tarihinde frenkten, tatlı su frenginden gayrı İstanbulda doktor yok. Bu rolü Armenak mükeramelen becerir; kelimeleri çiğniye çiğniye, yutkuna yutkuna, çetrefil çetrefil meram anlatmaya çabalar; zennelerin suyuna tirit, şıkırdim sohbete, el şakalarına girişince kocakarıdan, Şetaret Bacıdan bir temiz kötek yerdi.

          Şimdi şurada burada orta oyunu temsillerine yelteniliyorsa da nerede o eski kavuklu, peşekar, türlü türlü taklitler? Hepsi çoktan kayıplara karıştı.

Yazan : Sermet Muhtar Alus



İstatistikler

Kayıtlı Kullanıcı : 1553

Kayıtlı Sorular :
Çoktan Seçmeli : 3516
Doğru Yanlış : 1470
Boşluk Doldurma : 79

Bekleyen Sorular :
Çoktan Seçmeli : 1
Doğru Yanlış : 0
Boşluk Doldurma : 0



Makaleler
Tintin (Tenten)
Eski Türklerde Yemin
İstanbulda Uçan İki Türk
Süperman
Mata Hari
Kapalı Çarşının Tarihi
Messalina
Temel Reis
Eski Palavracı
Bir Çapkınlık Hikayesi

Tüm Makaleler



Anket
Hangi Soysal Network Sitelerini Kullanıyorsunuz?
Facebook
Twitter
Netlog
googleBuzz
MySpace
Hi5
Diğer


Bunu Biliyor Musun?
Yeşilçam 1971 yılında "Zagor Kara Bela" isimli filmi çekti. Zagor''u Levent Çakır canlandırdı.



Bilgisayar ve İnternet