Ufak
bir Pasifik adası İkinci Cihan Savaşının kanlı çarpışmalarından birine sahne
oldu. Bııufacık kara parçasında tam
100.000 insan dövüştü. Savaşın sonunda adada mevcut 22.000 Japon’dan ancak 217si
Amerikalılara teslim olmuştu. Ivo Jima Savaşının hikayesini onun
idarecilerinden General Holland M. Smith'in kaleminden okuyacaksınız.
Ekseriya
pahalıya mal olan zaferlerden sonra insan kendi kendine şu suali sorar: Acaba
değer miydi? Ben de yıllardan sonra Ivo Jima kabusunu zihnimden geçirirke aynı
suali tekrarlamadan duramadım. Acaba Pasifik Savaşının o günlerinde Ivo Jima
gibi pahalı bir ada bize muhakkak elzem miydi? Muhakkak ki, evet... Çünkü Ivo
Jima adası, Japon adaları üzerine kapanan kuşağın bir merhalesini teşkil eden Ronin
takım adalarından bir tanesiydi. Ve bu yüzden de ileride Japon, adalarına karşı
yapılacak her hangi bir harekatın başlangıç noktasını teşkil edebilirdi. Ayrıca
adada ikisi kullanılan ve bir tanesi de yapılmakta olan üç hava meydanı mevcuttu.
Marian adalarındaki üslerinden kalkan B-29 uçaklarımız Tokyo seferlerine gidiş
ve dönüşlerinde bu meydanlardan kalkan avcı uçaklarının taarruzlarına uğruyorlardı.
Bu bakımdan Ivo Jima adasının zaptı bir zaruret halini almıştı. Fakat nasıl?
Yalnız isğal hazırlıklarının ikmali iki ay sürdü. İşgal işlerinde vazife sıra
ile bahriye, deniz piyadesi ve bilahare de orduya düşüyordu. Benim birliklerim
kara birlikleriydi. Çıkarmadan evvel adanın, donanmanın ateşiyle dövülmesi ve
düşmana zayiat verdirilerek müdafaa kudretinin düşürülmesi kararlaştırılmıştı,
ilk güçlükler, adanın kaç gün müddetle bombardıman edilmesi lazım geldiği
meselesinde baş gösterdi. Evvelce tespit
edilen on bir günlük bombardıman programı sonradan donanmanın teklifiyle
değiştirildi. Çünkü elde on bir günlük devamlı ateş baskısını temin edecek kafi
miktarda gemi ve cephane yedeği yoktu. Bu yüzden müddetin indirilmesi
mecburiyetinde kalındı. Fakat ben şahsen böyle bir bombardımanın faydasına çok
inanıyordum. Çünkü karşımızdaki düşman uzun müddetten beri aynı adada bulunuyor
ve bu müddet zarfında durmadan tahkimatını sağlamlaştırryordu.Ivo Jima adasındaki Japon kuvvetlerine komuta
eden General Todamiçi Kuribayashi bilhassa müstahkem mevki ve yeraltı
müdafaasındakimaharetiyle tanınmış bir
askerdi. Onu, dişlerini geçirdiği topraktan atmak çok zor olacaktı.
Nitekim
adayı zaptettikten sonra subaylarımdan birinin, ‘’Japonların Ivo Jima gibi daha
birkaç tane adaları yoktur’’ dediğini kulaklarımla işittim. Birkaç gündür bozuk
ve fırtınalı giden hava, çıkarma günü şafaktan biraz evvel düzelmişti. Denizin
akıntı ve yükseklik vaziyeti de istenildiği şekildeydi. Şafakla beraber
gemilerden başlayan ateş adayı cehenneme çevirmişti. Saat tam dokuzda deniz
piyadeleri çıkarma botlarından sahile çıkmaya başladılar. Bu esnada
kararlaştırıldığı gibi Tokyo’yu bombardımandan dönen uçaklar da Japonların üzerine
inen ateş yağmurunu fazlalaştırmaya çalışıyorlardı. Karaya çıkan deniz
piyadesini, sahile çok yaklaşan ‘’Gun Boat’’lar roket barajıyla himaye ediyordu.
Adaya ilk ayak basanlar pek az mukavemetle karşılaştılar. Fakat baraj ateşimiz
durur durmaz düşman kendini göstermekte gecikmedi. Makineli tüfekler, havanlar
ve bilhassa çıkarma yaptığımız plaja hakim tepelere yerleştirilmiş bulunan
topçu bizim birliklerimize ilk ciddi zayiatı verdirmeye başladı. Ivo Jimanın
jeolojik durumu da Japonların lehineydi. Askerlerin ayakları bileklerine kadar
volkanik lavlara gömülüyor, onların ilerleyişini zorlaştırıyordu. Hele bütün
tekerlekli motorlu vasıtalarımız bu garip lav çamuru yüzünden muattal hale
gelmişti. Denizin de sabahki sakinliği kalmamıştı. Birdenbire çıkan dalgalar
ufak tekneleri alıp götürüyordu. Karanlık basınca tuttuğumuz köprü başını
sağlamlaştırmaya başladık. Ertesi günkü malzeme çıkarmamızı yapabilmek için bu
elzemdi. Müteakip günkü harekatımızda adanın diğer sahiline erişip Japonları
ikiye ayırmak gayesini esas tuttuk. Fakat asıl zor olan vazife, adanın güney
tarafında yükselen Suribaçi adlı kayalık ve sarp bir dağı ele geçirmekti, çünkü
burava mevzilenmiş olan Japonlar yalnız bize fazla zayiat verdirmekle bizi çok
zor durumda bıraktılar.
Yazan
: General Holland M. Smith
İstatistikler
Kayıtlı Kullanıcı : 346
Kayıtlı Sorular : Çoktan Seçmeli : 3509 Doğru Yanlış : 172 Boşluk Doldurma : 13
Bekleyen Sorular : Çoktan Seçmeli : 0 Doğru Yanlış : 55 Boşluk Doldurma : 0
1900'e doğru Girit ve
Trakya'dan gelen Türklerle nüfuslandırılan Meğri'nin adı Belediye
Meclisi'nin 1914'te aldığı bir kararla, ilk Türk Hava Şehidi Fethi
Bey'in adına ithafen Fethiye olarak değiştirilmiştir.