Çırılçıplak dans ediyor ve güzelliği
sayesinde milletlerin en gizli sırlarını elde etmesini gayet kolay başarıyordu.
Mata Hari güzel değildi. İyi in bir
dansöz olduğu da söylenemez. İşin garibi, sanıldığı kadar mühim casusluklar da
yapmamıştı. Buna rağmen ondan çok daha değerli işler yapmış meşhur kadınlar
unutulacak, fakat Birinci Dünya Savaşının bu efsanevi casusu kolay kolay
unutulmayacak. Onun birinci sınıf bir casus olarak tanınmasına her şeyden fazla
mesleği sebep olmuştur. Çırılçıplak dans ediyordu. Avrupanın büyük şehirlerinde
cazibesini kullanarak, vücudunu teşhir ederek herkesi kendine çekiyordu. 1876
yılının ağustos ayının yedinci günü Hollanndalı Adam Zelle'nin bir kız çocuğu
dünyaya geldi. Adına Margarida Jertrud dediler. İşte bu kız on sekizine gelince
Kambel Mak Leod adında sefih bir adamla tanıştı. Seviştiler evlenerek Cava'ya
gittiler. Mak Leod subaydı ve burada vazife görüyordu. Az bir zaman sonra her
şey değişiverdi. Adam içip içip karısını dövmeye başladı. Sonunda kadın bu
hayata tahammül edemiyerek Hollandayadöndü.Biraz sonra da Paris’e
gitti. O artık Margarik Jertrud Zelle değildi, kendini Güney Hindistanda
Brahman bir aileden doğmuş dansöz Mata Hari diye tanıtıyordu. Paris'te, Cava'da
iken öğrendiği dansları şöhret buldu ve o, gece hayatının yıldızı haline geldi.
Erkekler para mukabilinde kollarını herkese açtığını görünce hemen etrafını
aldılar. Kesenin ağzı açık olduğu müddetçe hiç kimseyi reddetmiyordu. İki yıl
sonra Mata Hari Berline gitti. İlk avı genç bir prens oldu. BeraberSilezyamanevralarına gittiler, Brunsvik dükü, Von Jagov ve kayzerin hariciye
nazırı onun güzelliklerini tattılar. Sonra bütün Viyana, danslarını ve vücudunu
seyretti.
Romayı, Madriti, Londrayı dolaştı. Bu
seyahatlerinde hayranları tarafından üzüntüyle uğurlanır ve hararetle
karşılanırdı. Hiçbir milleti diğerine tercih etmiyordu. Fransızlar, ispanyollar
ve Almanlar onu aynı derecede sevdiler. Mahkemesi yapılırken: "Ben Fransız
değilim" demişti, benim her memlekette arkadaşlarım var; hatta Fransa ile
halen harpde olan memleketlerde... Ben hiçbir milletten değilim,
tarafsızım".
Böyle de olsa, Berlinin lezzetini bir
türlü unutamayan bir tarafsızlıktı bu. Alman devlet adamları ve subayları ile geçirdiği
maceralarda akıl almayacak kadar çok para istemişti. Casusluk işleri için
ayrılmış olan paralar sağ olsun. Alman devlet memurları Mata Hariyi aralarında
paylaştılar ve bedelini, gizli işler için ayrılmış olan paradan ödediler. Mata,
bu paranın cazibesine bir kere kapıldıktan sonra casus şeflerinin ajanı haline
gelmekten çekinmedi. Ona verilen vazifeler kendisine kapılan kimselerin itimat
ederekanlattıklarımalumatıtoplamak gibi basit şeylerdi. Mata Hari'nin iyi bir casus olduğunu
gösteren hiçbir delil yoktur. Değeri olan malumat topladığına da ihtimal
verilemez. Büyük işlere karışmamasına rağmen Berlin ile Paris arasında gidip
gelişi nazarı dikkati çekti. Nihayet 1915 te Fransaya geldiği zaman, İtalyan
gizli teşkilatından, Mata Hari adlı Hint dansözünün Alman casusu olduğunu
bildiren bir telgraf da beraber geldi. Gece gündüz takip edildi.Aleyhine hiçbir delil bulunamıyordu. Sonunda
basit sebepler ileri sürerek memleketi terketmesini bildirdiler. Eğer o zaman
bu teklifi kabul etseydi daha yıllarca yaşardı. Almanlar hesabına çalıştığını
inkar ederek kendini Fransa uğruna feda edebileceğini söyledi ve Fransız gizli
teşkilatına gönüllü yazıkdı. Az bir zaman sonra Brüksele hayranlarından General
Moritz Von Bissing’i kandırmaya yollandı. Kendisine altı Belçikalı ajanın ismi
verilmişti. Sonra bunlardan biri Almanlar tarafından öldürüldü ve İngiliz
casusları, bunu ihbar etme işinde bir kadın parmağı olduğunu bildirdiler.
Bundan sonra Mata Hari İspanya'ya, Hollanda'ya ve İngiltere'ye gitti. Orada
polis tarafından yakalanıp sorguya çekildi ve bir casus olduğunu, fakat İngiltere’nin
dostu Fransa için çalıştığını itiraf etmeye mecbur oldu. Ona casusluktan
vazgeçmesini tavsiye ettiler ve İspanya'ya, geldiği yere geri yolladılar.
Madrid'de Alman deniz ataşesi yüzbaşı Von Kal ile ve ordu ataşesi Von Kron ile
birleşti. İkisi de casusluk etmeleri için yollanan paraları onun uğrunda har
vurup harman savurdular. Bu masraf Alman şeflerinin dikkatini çekti ve Mata
Hari'ye, Paris'e gitmesi için telsiz şifresi ile emir verildi. Şifre Paris’ten
yakalandı ve o Parise gider gitmez de hemen tevkif edildi. 24 temmuz 1917’de
mahkeme huzuruna çıkarıldı. Celseler gizli yapıldı, çünkü Mata Hari her şeyi
anlatıyordu. Von Jagov'dan 30.000 markı nasıl aldığını anlattıktan ve buna
benzer bazı büyük ücretlerden bahsettikten sonra: "Bunlar benim cazibemin
karşılığıydı" dedi, "erkekler benim için daima böyle büyük paralar
verdiler". Fakat altı Belçikalı ajanın isimlerini Almanlara niçin ihbar
ettiğini sordukları zaman cevap veremedi.
Bunları Amsterdam'a, Almanlara haber
verdiği biliniyordu. Mahkemenin kararı, Mata Hari'nin casusluk suçundan kurşuna
dizilmesi oldu. Mata Hari'nin hayatı nasıl geçmiş olursa olsun cesurane öldüğü
inkar edilemez. Karar okunurken yüzünde garip bir gülümseme dolaştı ve hafifçe
dudaklarını ısırdı. Kurşuna dizilirken ise gözlerini bağlatmadı, rahibeleri ve
papazı istemedi. Ağaca bağlı, adeta bir kahraman gibi durdu. Nihayet ateş emri
verilince kurşun sesleri ve barut kokusu ile beraber yavaş ve sessiz toprağa
doğru kaydı, bağlı olduğu ağacın dibine yığıldı. Mata Hari böyle öldü.
Yazan
: H. R. Hoyt
İstatistikler
Kayıtlı Kullanıcı : 345
Kayıtlı Sorular : Çoktan Seçmeli : 3509 Doğru Yanlış : 172 Boşluk Doldurma : 13
Bekleyen Sorular : Çoktan Seçmeli : 0 Doğru Yanlış : 55 Boşluk Doldurma : 0