Eski vezirler arasında,
odalıklara sahip olmak bir moda idi. Padişahlara da hediye ve rüşvet gibi
verilirlerdi.
Eski devrin hususiyetlerini iyice
bilmeyenler, "gözde" ile "odalık" tabirini birbirine
karıştırırlar. Halbuki bunlar, ayrı ayrı şeylerdir. Saraylarda, padişahların,
birkaç defaya münhasır kalmak üzere, mahremane iltifatlarına nail olan
cariyelere "gözde" denilirdi. Saray haricinde, devlet erkanı ile
servet eshabının nefsani zevklerini tatmin eden halayıklara da
"odalık" adı verilirdi.
Bu halayıklar, ya esir pazarından
veyahut kendi evlerinde bu işin ticaretini yapan esir tüccarlarından tedarik
edilirdi. Bunlar da iki nevidi. Birine "beyaz halayık", diğerine
"Arap halayık" denilirdi.
O devirlerde, memleketin hiçbir yerinde
resmi umumhane mevcut değildi. Fuhuş telakki edilen zamparalık alemi de pek
gizli idi. Bunun için haysiyet ve şerefini gözetenler baskın korkusundan son
derecede çekinirler; bu gizli fuhuş alemlerine girmeye cesaret edemezlerdi.
Aynı zamanda diğer bir zümre daha vardı ki, bunlar da karıları çirkin yahut
geçkin veyahut hasta mizaçlı olan zevcelerle, çeşni değiştirmeyi sevenlerdi.
Bütün bu zümrelere mensup zengin erkekler istedikleri gibi kadın bulmakta
güçlük çekerler, onun için keselerinin müsaadesi nispetinde, kendilerine
diledikleri kadar "odalık" tedarik ederlerdi.
Odalıklar, vaziyetleri itibariyle
bugünkü "metres"lere benzemez, daha üstündürler. Fakat, bugünkü
metreslerin hadsiz ve hudutsuz söz, hak ve salahiyetlerine de malik değildiler.
Bunlar, umumiyetle beyaz halayıkların on beş ile yirmi yaşları arasındaki
dilber esirelerden seçilirdi. Kendilerine odalık tedarik etmek isteyenler, eğer
ehemmiyetli şahsiyetlerden iseler, kıyafetlerini tebdil ederek gizlice
esircilerin evlerine giderler; orada birer birer yarı çıplak bir halde
karşılarına çıkarılan renk renk ve çeşit çeşit dilberleri büyük bir dikkatle
gözden geçirirler, zevklerine uygun bulduklarını satın alarak konaklarına
gönderirlerdi.
Her halayık, odalıklığı kabul etmezdi.
Seçilen bir kız ile bu ciheti de evvelce görüşmek adetti. Fakat ekseriya esirciler
kızların kulağım büküp, bu hususta red cevabı verdirirler, sonra da güya araya
girip onları ikna ederek ona göre yüksek fiyat isterlerdi.
Bazı servet sahipleri küçük yaşta
halayıklar satın alırlar, bunları yaşlı kalfalara iyice terbiye ettirdikten ve
kendilerini de münasip çağa gelinceye kadar mükemmel surette besleyip
yetiştirdikten sonra, kendilerine odalık yaparlardı. Lakin bu hususta, evin
hanımının da muvafakatini almak şarttı. Aksi takdirde, başta hanımı olmak üzere
haremde mevcut olan bütün kadınlar ve kızlar derhal alttan alta odalığa karşı cephe
alırlar, ya onu esir pazarına göndererek sattırırlar, yahut evden kaçırıncaya
kadar hiç durmaz onunla uğraşırlardı.
Bazı hanımlar da vardı ki, zevcelerinin
odalık tutmasına muvafakat gösterdikleri halde bir müddet sonra odalıkları
kıskanırlar, onların saçlarım başlarım yolarlar, yüzlerini kızgın maşalarla
yakarlar; kuyulara sarkıtırlar, hatta taşlıklarda ki direklere bağlatarak o
zavallıları ölünceye kadar kırbaçlatırlardı.
Lakin Kazak karakterli olan bazı erkekler,
harem dairelerinde tam birer diktatör gibi hareket ederler, sakallarını
zevcelerinin ellerine vermezler; hiç kimsenin müdahalesine kulak asmadan
istedikleri kadar odalık tutmakta beis görmezler, hatta geceleri muhtelif
odalıklar değiştirirlerdi. Netekim, şimdiki Vefa Lisesinin olduğu yerde konağı
bulunan Kör Yusuf Paşa bu kabildendi. Bu zevk ehli vezir o geceyi geçireceği
odalıklarını, her akşam konağın bahçesindeki büyük havuzda yıkanan nefis
vücutlu dilberler arasından seçerdi.
Odalıklar, diğer halayıklara nazaran
bazı hususi imtiyazlara malikti. Bunlar, hanım ile halayık arasında birer mevkiye
sahipti, eğer efendileri Kazak nev'inden ise, kendilerine ayrı birer oda
verilir, giyinip kuşanmalarına da dikkat edilirdi.
Eski vezirler arasında, servetleri
nispetinde odalıklara malik olmak adet hükmüne geçmişti. Üçüncü Murat, Birinci
Sultan Ahmet, Sultan İbrahim, Dördüncü Mehmet, Üçüncü Ahmet, Üçüncü Selim gibi
padişahların kadın düşkünlükleri, onların devirlerindeki devlet erkanına ve
hatta halk tabakalarına bile sirayet etmişti. Bilhassa İkinci Sultan Mahmud’un
ilk saltanat yıllarında kadın iptilası o derece artmıştı ki, yüksek tabakaya
mensup olan kimselere, her hangi bir iş için, hediye veyahut rüşvet makamında
dilber odalıklar takdim edilir olmuştu. Esircilerin hepsi, mühim derecede
servet sahibiydiler. Yüksek fiyatlarla yapılan cariye ve halayık siparişlerini
yetiştirebilmek için, bir hayli sıkıntı çekerlerdi. O devrin en çok kadın
düşkünlerinden biri, Kaptan Derya Ramiz Paşa idi. Bir gün paşaya, Hatayı tabir
edilen ve bekaretini daima muhafaza eden, müstesna yaradılışta bir cins
kızlardan bahsetmişlerdi. O, bunu duyar duymaz bütün esircilere adamlar
göndermiş, avuçlar dolusu altınlar dökerek böyle bir odalık bulabilmek için İstanbul’un
altını üstüne getirmişti.
Alemdar Mustafa Paşa da İstanbul’a
geldikten ve sadaret mevkine geçtikten sonra, onda da bir odalık iptilası baş
göstermişti. Nitekim onun bu zafını keşfeden düşmanları kendisine Kamertab
isminde bir odalık hediye etmişler, bu dessas kıza hususi talimat vererek, onun
tesiriyle bu kahraman veziri silahsız gezmeye alıştırmışlardı.
Odalıklar, mutlaka beyaz halayıklara
münhasır kalmazdı. Zevk sahiplerinden, Arap halayıklara ve Habeşli yosmalara
karşı da büyük rağbet gösterenler olurdu. Hatta bu esmer dilberler, arada
sırada saraylara bile sokulurlardı. Nitekim Birinci Ahmet devrine kadar
saraylara Arap cariye girmesi adet olmadığı halde bu padişah, kendisine takdim
edilen son derecede girin ve harikulade cazibeli bir Habeş dilberini saraya
almıştı. Genç padişah bu koyu renkli gözdesini o derece sevmişti ki, neticede
bütün harem dairesi erkanı onun aleyhinde bir cephe teşkil etmiş, nihayet
zavallı Habeş dilberi, bir gece yatağında boğularak kıskançlığa kurban olmuştu.
Odalıkların gebe kalmalarına katiyen
müsaade edilmezdi. Gebe kalanlara ilaçlar verilir, karnındaki çocuk
düşürülürdü. Lakin bazı insaflı efendiler böyle bir cinayet irtikabından
çekinirler, gebe kalan odalığı derhal nikah ederek doğurduktan sonra da
hanımlık makamına geçirirlerdi.
İkinci Sultan Hamid’in ilk şeyhülislamlarından
birinin zevcesi, koyu renkli bir siyahi idi. Bu zat, müderrislik zamanında bu
Arap halayığı alarak kendisine odalık yapmış, gebe kalmasını müteakip nikah
ederek bu renkli dildadesini hanımefendilik makamına çıkarmıştı.
Yemen, Hicaz, Trablusgarp, Bingazi'de
valilik, kumandanlık, mektupçuluk, defterdarlık gibi yüksek memuriyetlerde
bulunanların ekserisi yerli dilberlerden halayıklar satın alarak bunlardan
seçtiklerini odalık ederlerdi. Hatta bunların şirin ve cazip çehreli, düzgün
vücutlu olanlarını, İstanbul’daki nüfuzlu şahsiyetlere odalık olmak üzere
hediye gönderirlerdi. Meşrutiyetin ilanı sıralarında Hicaz valisi olan Müşir
Ratip Paşa azlolunduktan sonra, bıı renkli dilberlerden kalabalık bir zümre ile
İstanbul’a avdet etmişti. Bazı rivayetlere nazaran bunlardan ekserisi, paşanın
odalıklık şerefini kazanmıştı.
Sultan Hamid’in vükelası arasında çok
yüksek zevk sahipleri mevcuttu. Bunlardan Serasker Ali Riza Paşa, Tophane
Müşiri Zeki Paşa, Bahriye Nazırı Bozcaadalı Hasan Paşa ve Dahiliye Nazırı
Memduh Paşanın cidden hasna ve müstesna cariyeler koleksiyonu, diğer vükela
harem dairelerinde bulunmayan emsalsiz hüsünlerden mürekkepti. Hele İstanbul
Merkez Kumandanı Sadettin Paşanın tamamıyla kızlardan teşekkül etmiş olan yirmi
kişilik saz takımı, son devrin kalbur üstüne gelen şahsiyetlerinden her kula
nasip olmayan bir şeydi.
Yazan
: Ziya Şakir
İstatistikler
Kayıtlı Kullanıcı : 1523
Kayıtlı Sorular : Çoktan Seçmeli : 3516 Doğru Yanlış : 1470 Boşluk Doldurma : 79
Bekleyen Sorular : Çoktan Seçmeli : 1 Doğru Yanlış : 0 Boşluk Doldurma : 0