Yarışmacılar
  
  
Üye Ol
Şifremi Unuttum


Günün Lafı
Gençlik, insanın başına hayatta bir kere gelir.

Longfellow


Yarışma Seçenekleri
Çoktan Seçmeli
Doğru Yanlış
Boşluk Doldurma
Kategori Seçmeli
Zamana Karşı
Sayı Tahmini
Flash Oyunlar


Son Üyeler
melisab
buseb.
hülya nur
alibirgul
delmira7
ortopedi
mel
yigit
bilgi
Mhmmt


Padişahların Gezintileri

Padişahların İstanbul'da Deniz Gezintileri

          Bu muhteşem gezintilere bir numune olmak üzere Üçüncü Selimin tenezzühüne dair aşağıya bir yazı alıyoruz. Üçüncü Sultan Selim zamanında İstanbul’a gelen mimar ve ressam Melling, padişahın teveccühünü kazanmış ve burada bir hayli imar işleri görmüştü. Bunlar arasında bilhassa bir saray ve Hatice Sultana yaptığı yalı meşhurdu. Sarayın hususiyetlerine giren ve çok ihsan alan bu Avrupalı mimarın bastırdığı büyük kıtadaki "Resimli İstanbul Seyahatnamesi’ nden alınan Melling'in bu yazısı, Üçüncü Selim gibi nispeten mütevazı bir padişahın bile ne debdebeli bir hayat sürdüğünü anlatmak bakımından dikkate şayandır.

          "... Padişah bir tenezzüh icra etmek muradeyledi mi onu bir gün evvel haber verir. Bu haber şayi olunca İstanbul sevinç içinde kalır. Fakat müthiş bir istibdadın hüküm sürdüğü bu yerlerdeki sevinç bizim (Avrupalıların) sevinçlerimize benzemez.

          Padişahın sandalına altı büyük sandal yol açar. Bunlara yüz elli iç oğlanı biner. Bunların sağ ve solunda gidip gelen diğer iki sandala da Haseki ağalar binerler. Hasekiler ayakta dururlar. Top gürler gibi çıkan seslerinden padişahın yaklaştığı anlaşılır. Ellerinde tuttukları değneklerle halkın kayıklarına emirler verirler.

          İç oğlanlarının sandallarından sonra "sarık sandalı’’ denilen bir sandal gelir ki,  buna padişahın kavuğumu nakle memur olan adam biner. Halk bu ziynete doğrudan doğruya bakamaz. Güya padişahın yüzüne bakılıyormuş gibi herkese bir ürperti gelir, titrer. Kavuğu tutan, güya maiyetinden hoşnut kalmış bir ve nimetin iltifatı gibi ona bir hareket verir. Bu kavuk sultanların ve padişahın kız kardeşlerinin elmaslarla işlediği dört köşe bir şal ile kuşatılır. Kavuk sandalının arkasından da altı kayık yürür. Bu kayıkların her birinde bir ağa (mabeyinci) bulunur. Bu ağalar arkalarını padişahın kayığına dönmüş olmamak için yüzlerini kayıklarının kıç tarafına müteveccih bulundururlar.

          Padişaha mahsus olan kayıklar iki tanedir, ikisinde de üç fenerli, etrafı som gümüşten yapılmış parmaklık ile çevrilmiş ve aynı madenden dört sütun üzerine bir köşk oturtulmuştur. Bu köşklerin örtüleri gayetle mükellef sırma işlemeli, halis incilerle süslü kırmızı çuhadan yapılmıştır.

          Padişah bu kayıklardan birinde oturmuş, daha doğrusu yatmış gibi görünür. Köşkün dışında ve arka tarafında "bostancıbaşı" dümen tutar. Köşkün içerisi som gümüşten küçük bir parmaklık ile bölünmüştür ki, burasını huzurda bulunan üç mühim zat işgal ederler.

          Hünkar kayığında bostancıların teşkil ettikleri iki sıradan her birinin ortasında iki baş çuhadar bulunur. Bunlardan biri bir iskemle tutar ki, zatı şahane karaya çıkınca ata binmek için buna basar. Ta baş tarafta bir ağa daha bulunur.

          İkinci hünkar kayığı da birincisi gibi fevkalade müzeyyendir. Bu kayıkta padişahın kılıcını nakle memur olan silâhtar ağa bulunur. Fakat kimse kayıkta zatı şahaneye mahsus olan mevkie oturamaz. Padişah, avdetinde bu arkadan gelen kayığa biner.

          Arkadan gelen diğer kayıklara harem ağaları binerler. Bunların başlarında kızlar ağası bulunur. Kayıkta gurur ve rehavet ile yaslanır. Hürmet ve tazimin korkudan ileri geldiği bir memlekette harem ağaları reisi, saray halkını korkutmakla beraber bütün imparatorluğu da titretir.

          Kız kulesinden atılan toplar, padişahın geçtiğine delalet eder. Bu sırada kulenin zemininde bostancılar dizilerek ve iki kat eğilerek arzı tazimat ederler.

          Teşrifi şahane nereye vaki olursa orada istikbal için derhal çadırlar kurulur. Gidilince padişah yemek yer ve namazını kılar. Sonra oyun işareti verilir. Evvela ip ve menzil cambazları oynar. Menzil ipleri bir dağdan bir dağa veyahut bir ovadan bir dağın tepesine gerilidir. Bu manzara halkı hem korkutur, hem de eğlendirir. Cambazlar bu iplere cüret ve çalaki ile çıkarak oynarlar.

          Cambazlardan sonra sıra pehlivan güreşlerine gelir. Pehlivanlar yalnız kispet giyerler, vücutları çıplaktır. Zeytinyağı sürünürler. Üç defa huzurı hümayunda yere kadar eğilirler ve galip gelenler birkaç altın ihsan alırlar. Pehlivanların birbirlerini yenmelerine nadiren müsaade olunur. Pehlivanlardan sonra ayı dövüştürülür. Bu dövüşler İspanya’daki boğa dövüşlerine benzemez. Meydana çıkan ayının ağzı bağlıdır. Bunun karşısına çıkan hasmı bin türlü eziyet, bin türlü hakaretle hayvanın gazabına derece derece arttırır. Arada gene ağızları bağlı köpekler de salıverilir., köpekler saldırırlar, fakat ısıramazlar. Oyunlar akşama kadar sürer…’’





İstatistikler

Kayıtlı Kullanıcı : 5643

Kayıtlı Sorular :
Çoktan Seçmeli : 3519
Doğru Yanlış : 1470
Boşluk Doldurma : 79

Bekleyen Sorular :
Çoktan Seçmeli : 1
Doğru Yanlış : 0
Boşluk Doldurma : 0



Makaleler
Bir Çapkınlık Hikayesi
Türk Subayının Namus Borcu
Pisa Kulesinin Hikayesi
Eski Türklerde Yemin
İngilterenin Trafiği
Ortaoyun
Stalingrat
Hicaz Demiryolu
Erkeklerin Düğmeleri
Evliya Çelebi

Tüm Makaleler



Anket
Sitemizde Okey - Batak - Tavla Oynamak İster misiniz?
Evet, harika olur
Hayır, gereksiz olur


Bunu Biliyor Musun?
Ortalama bir insan vücudundaki kemiklerin toplam ağırlığı, toplam ağırlığının %14’ü kadardır.



Bilgisayar ve İnternet