Yarışmacılar
  
  
Üye Ol
Şifremi Unuttum


Günün Lafı
Yalan ölümlü, doğru ölümsüzdür.

Mary Baker Eddy


Yarışma Seçenekleri
Çoktan Seçmeli
Doğru Yanlış
Boşluk Doldurma
Kategori Seçmeli
Zamana Karşı
Sayı Tahmini
Flash Oyunlar


Son Üyeler
serap565
ela
kinG
özkan
maviceli
sam
PATAK
peki_26
tkn2085
sex_berk


Kullandığımız Tabirler

Kullandığımız Tabirler Nerede Geliyor

          Eski zamanlardan günümüze kadar birçok atasözleri gelmiştir. Atasözleri dışında herhangi bir olay ve sonuç  değerlendirmesin de bazı tabirler de günümüze kadar ulaşmış ve kullanılır olabilmektedir. Bu tabirler genelde insanların örnek alabileceği tecrübelerle desteklenmiş ve insanlığın faydası olacak özlü sözlerdir. Bu yazı halk arasında sürekli kullanılan bu tabirlerin nasıl meydan geldiğini ve hangi olay sonucunda meydana çıktığının hikayelerini  anlatmaktadır.  Sizde kesinlikle kullandığınız bu tabirlerin anlamını ve hikayelerini okuyunca daha anlamlı kullanacaksınız ve yerini bulan cümleler olacaktır.

Ateş Pahası

           Bir gün Kanuni Sultan Süleyman ava çıkmış. İstanbul civarında Halkalı taraflarında avlanırken müthiş bir yağmur başlamış. Adamlarıyla birlikte sırılsıklam olmuşlar, üşümeye de başlamışlar. Hemen bir eve sığınıp biraz ısınmak ve kurulanmak lüzumunu hissetmişler. O civarda bulunan bir köylünün evine girmişler. Zeki köylü bunların her zamanki misafirlerden olmadığını anlamış. Sonra Kanuni’nin yakılan ateşin karşısına geçip yanındakine:

-Doğrusu şu ateş bin altına değer.

     Dediğini de duymuş . Yağmur dinmemiş, Kanuni ve adamları o geceyi bu evde geçirmeye mecbur olmuşlar. Ertesi günü Kanuni evden ayrılırken köylüye borcunun ne kadar olduğunu sormuş. Köylü fırsatı bilmiş kaçırır mı:

-Bin bir altın… Demiş.

     Şaşırıp kalmışlar bu kadar çok ücret istemesinin sebebini sormuşlar. O da şu cevabı vermiş:

-Ateş için bin altın kıymetin siz takdir etmiştiniz. Bir altın da konak ücretidir.

          Bu cevap karşısında dona kalmışlar. Bu kadar parayı verip vermediklerini bilmiyoruz. Fakat koca kanuni hadiseyi hiç unutmamış. Pahalı bir şey gördü mü hemen  ‘’ Ateş Pahası ’’ dermiş. Böylece Kanuni’nin söylediği söz de bugüne kadar kalmış.

 

Ölür müsün?, Öldürür  müsün?

          Derebeylik devrinde, beylerden birisi var ki sinirli ve zalim, astığı astık kestiği kestik. Burnundan kıl aldırmıyor. Bir gün konağına bir derviş geliyor, koltuğunda da bir bohça. Beyin ağasına, beyi görmek istediğini  söylüyor.  Ağa ziyaret sebebini sorar, Kabe’den gelen bir kefenliği hediye edeceğini cevabını alıyor.  Bey rahatsız edilmez, hele böyle ölüme dair bir hediye için rahatsız edilmez. Olamaz cevabını veriyor, münakaşa uzuyor ve sesler yükseliyor. Bu gürültüye odadan duyup kızan bey gürlüyor:

-Bre nedir o gürültü, ne oluyor?

Ağa dışarıdan cevap veriyor

-Hiç efendim, bir derviş gelmiş size hediyelik kefen getirmiş, ‘’ Ölür müsün?, Öldürür müsün? ’’…

 

‘’Öp Babanın Elini’’

           Adamcağız zengin bir ihtiyar, çapkın ve aynı zamanda bekar. Fakat evde yetişmiş koca delikanlı bir oğlu var. Ara sıra bir cariye alıp eve getirir ve daha içeri girerken oğluna:

-Öp evladım ananın elini!

Diyerek vazifeyi sigortaya koyarmış. Bir gün oğlu da cariye almış, fakat babasının şerrinden korumak lazım. Akşam babası eve gelince, cariye kapıyı açmış ve oğlan babası daha merhaba demeye vakit bulamadan  kıza:

-Yavrum ‘’ Öp Babanın Elini  ‘’demiş.

 

Çıkar Ağzından Baklayı

           Mehmet adlı bir küfürbaz derviş varmış. Mensup olduğu tekkenin şeyhi bu halden vazgeçmesi için kendisine hayli nasihat etmiş ve bir gün de bir bakla tanesi okuyup nefes ederek vermiş ve şu telkini yapmış:

-Bu baklayı dilinin altına koy, bu orada oldukça sen küfür edemezsin!

Filhakika Mehmet bir zaman küfür edemiyor. Fakat yağmurlu bir gün şeyhiyle beraber sokakatan hızla geçerlerken bir evin penceresinden bir kız çocuğu başını çıkarıp:

-Şeyh efendi hazretleri biraz durur musunuz? demiş.

Şeyh, belki hastaları vardır da nefes ettirecekler diye durmuş, beklemiş. Ardan yarım saat geçmiş, sırılsıklam olmuşlar, fakat gene ses yok. Şeyh dervişi gönderip sorduracağı sıra kız gene pencereden görünüp:

-Rica ederim biraz daha durunuz, demiş.

Yağmur devamda. Bir yarım saat daha beklemişler, ses yok. Artık gitmeye karar verdikleri sırada kız pencereden uzanarak seslenmiş:

-Artık oldu gidebilirsiniz, demiş.

Şeyh merak etmiş, bekletilmenin sebebini sormuş. Kız:

-Efendim tavuklarımızı kuluçkaya yatırmıştık. Kuluçkanın altına yumurtalar konurken bir büyük kavuklunun başına bakılacak olursa piliçlerin tepeli olacağını annem duymuş da sizi geçerken  gördü, bakmak için bekletti.

Deyince, şeyh efendi büyük bir hiddetle derviş Mehmet’e bağırmış:

-Çıkar ‘’ Ağzından Baklayı ‘’ !..

 

Pabucu Dama Atılmak

           Eski esnaf teşkilatımız son derece mükemmeldi . Her esnaf muntazam teşkilata bağlamış olup kimse sanatında hile yapamaz, herkes namusuyla  çalışır ve kazanırdı. En küçük bir hileye karşı esnafın tabi olduğu şeyhi bir ceza tatbik ederdi. Satılan malların da çürük ve hileli olmamasına bilhassa dikkat olunurdu.  Çabucak bozulan, yırtılan veya çürüyen eşyada bir hile aranır, bulunursa esnaf şeyhine şikayet edilirdi. Ayakkabıların da sağlam olmamsı ve muayyen bir müddet dayanması lazımdı. Çürük çarık yapılan, çabuk sökülen veya yıpranan ayakkabılar için bir şikayet olursa hemen o esnafın yiğitbaşısı çağırılır, ayakkabının yapılışında bir hile olup olmadığı araştırılırdı. Eğer esnaf ayakkabıda bir hile yapmış ise bunu yapan çağırılır, tekdir olur, aldığı para geri verdilir ve ayakkabı da dama atılırdı. Bir esnafın yaptığı ayakkabının dama atılması o esnaf için en büyük ayıptı ve meslekte şeref ve itibarı kaybetmekti.

 

Ali Cengiz Oyunu Oynamak

          Bu bir halk hikayesinden alınmıştır. Hikaye şudur:  Padişahın biri Ali Cengiz oyununu duyar durur, fakat bunun ne olduğunu bilmezmiş. Pek merak etmiş, öğrenmek istemiş. Fakir bir genç bu işi üzerine almış. Bu oyunun esası bir adamın istediği şekle girebilmesiymiş. Oyunu bir derviş bilir, isteyenede öğretirmiş, ama sonra da onu bu oyun ile mat ederek öldürmüş. Mesela bu oyunu öğrenen birisi bir kanarya kuşu olsa derviş de bir atamaca olarak onu öldürüverirmiş.

           Fakir genç, dervişten ders almaya başlamış. Dervişin yanında bulunan bir kız be gence acımış ve gizlice oyunu asla öğrenmiş görünmemesini tavsiye etmiş. Genç  de bu tavsiyeyi tutmuş. Oyunu mükemmel bir suretle öğrenmiş, fakat dervişe öğrenmemiş göstermiş. Fakir genç evine döndüğü vakit bu öğrendiği oyun sayesinde ailesi halkına servet etmeye başlamış. Mesela bir hayvan kılığına girer ailesi onu götürerek satar. Sonra tekrar insan olup evine dönermiş. Bir gün gene koç kılığına girmiş, ailesi tarafından pazara götürülürken dervişe rastgelmişler. Derviş bunu hemen tanımış. Son derece kızarak o da başka kılıklara girip genci öldürmeye azmetmiş. Delikanlı kılık değiştirdikçe o da bunun zıddı olan bir şekle girmekte onu takip etmekteymiş. En nihayet delikanlı bir çiöek olmuş ve padişahın kucağına düşmüş. Derviş de başka kılığa girip onu almak üzereyken genç darı olup yere saçılmış. Bunun üzerine derviş hemen tavuk olup darıları yemeye başlamışsa da bir tilki olmuş ve tavuk kılığındaki dervişi boğmuş. İşte bu suretle Ali Cengiz oyununun ne olduğunu da padişah göstermiş. 




İstatistikler

Kayıtlı Kullanıcı : 1523

Kayıtlı Sorular :
Çoktan Seçmeli : 3516
Doğru Yanlış : 1470
Boşluk Doldurma : 79

Bekleyen Sorular :
Çoktan Seçmeli : 1
Doğru Yanlış : 0
Boşluk Doldurma : 0



Makaleler
Kapalı Çarşının Tarihi
Padişahların Gezintileri
Örümcek Adam
Türk Subayının Namus Borcu
Trafik Lambaları
Nasıl Eğlenirlermiş
Kullandığımız Tabirler
Sinemanın Doğuş Günü
İngilterenin Trafiği
Akşamcılık

Tüm Makaleler



Anket
Hangi Soysal Network Sitelerini Kullanıyorsunuz?
Facebook
Twitter
Netlog
googleBuzz
MySpace
Hi5
Diğer


Bunu Biliyor Musun?
Tavuskuşlarının metalik parlaklıkta bulunan tüylerinin değişik renklerde gözükmesi, özel tüy tellerinin ışığı bükerek yansıtmasından kaynaklanır.



Bilgisayar ve İnternet