Eski zamanlardan günümüze kadar birçok atasözleri
gelmiştir. Atasözleri dışında herhangi bir olay ve sonuçdeğerlendirmesin de bazı tabirler de günümüze
kadar ulaşmış ve kullanılır olabilmektedir. Bu tabirler genelde insanların
örnek alabileceği tecrübelerle desteklenmiş ve insanlığın faydası olacak özlü
sözlerdir. Bu yazı halk arasında sürekli kullanılan bu tabirlerin nasıl meydan
geldiğini ve hangi olay sonucunda meydana çıktığının hikayelerinianlatmaktadır.Sizde kesinlikle kullandığınız bu tabirlerin
anlamını ve hikayelerini okuyunca daha anlamlı kullanacaksınız ve yerini bulan
cümleler olacaktır.
Ateş Pahası
Bir gün Kanuni Sultan Süleyman ava
çıkmış. İstanbul civarında Halkalı taraflarında avlanırken müthiş bir yağmur
başlamış. Adamlarıyla birlikte sırılsıklam olmuşlar, üşümeye de başlamışlar.
Hemen bir eve sığınıp biraz ısınmak ve kurulanmak lüzumunu hissetmişler. O
civarda bulunan bir köylünün evine girmişler. Zeki köylü bunların her zamanki
misafirlerden olmadığını anlamış. Sonra Kanuni’nin yakılan ateşin karşısına
geçip yanındakine:
-Doğrusu şu ateş bin altına değer.
Dediğini de duymuş . Yağmur dinmemiş, Kanuni
ve adamları o geceyi bu evde geçirmeye mecbur olmuşlar. Ertesi günü Kanuni
evden ayrılırken köylüye borcunun ne kadar olduğunu sormuş. Köylü fırsatı bilmiş
kaçırır mı:
-Bin bir altın… Demiş.
Şaşırıp kalmışlar bu kadar çok ücret
istemesinin sebebini sormuşlar. O da şu cevabı vermiş:
-Ateş için bin altın kıymetin siz takdir etmiştiniz. Bir altın da konak
ücretidir.
Bu cevap karşısında dona kalmışlar.
Bu kadar parayı verip vermediklerini bilmiyoruz. Fakat koca kanuni hadiseyi hiç
unutmamış. Pahalı bir şey gördü mü hemen‘’Ateş Pahası’’
dermiş. Böylece Kanuni’nin söylediği söz de bugüne kadar kalmış.
Ölür müsün?,
Öldürürmüsün?
Derebeylik
devrinde, beylerden birisi var ki sinirli ve zalim, astığı astık kestiği
kestik. Burnundan kıl aldırmıyor. Bir gün konağına bir derviş geliyor,
koltuğunda da bir bohça. Beyin ağasına, beyi görmek istediğinisöylüyor.Ağa ziyaret sebebini sorar, Kabe’den gelen bir kefenliği hediye
edeceğini cevabını alıyor.Bey rahatsız
edilmez, hele böyle ölüme dair bir hediye için rahatsız edilmez. Olamaz
cevabını veriyor, münakaşa uzuyor ve sesler yükseliyor. Bu gürültüye odadan
duyup kızan bey gürlüyor:
-Bre nedir o gürültü, ne oluyor?
Ağa dışarıdan cevap veriyor
-Hiç efendim, bir derviş gelmiş size hediyelik kefen
getirmiş, ‘’ Ölür müsün?, Öldürür müsün?’’…
‘’Öp Babanın Elini’’
Adamcağız
zengin bir ihtiyar, çapkın ve aynı zamanda bekar. Fakat evde yetişmiş koca
delikanlı bir oğlu var. Ara sıra bir cariye alıp eve getirir ve daha içeri
girerken oğluna:
-Öp evladım ananın elini!
Diyerek vazifeyi sigortaya koyarmış. Bir gün oğlu da
cariye almış, fakat babasının şerrinden korumak lazım. Akşam babası eve
gelince, cariye kapıyı açmış ve oğlan babası daha merhaba demeye vakit
bulamadankıza:
-Yavrum ‘’ Öp Babanın Elini‘’demiş.
Çıkar Ağzından Baklayı
Mehmet
adlı bir küfürbaz derviş varmış. Mensup olduğu tekkenin şeyhi bu halden
vazgeçmesi için kendisine hayli nasihat etmiş ve bir gün de bir bakla tanesi
okuyup nefes ederek vermiş ve şu telkini yapmış:
-Bu baklayı dilinin altına koy, bu orada oldukça sen
küfür edemezsin!
Filhakika Mehmet bir zaman küfür edemiyor. Fakat yağmurlu
bir gün şeyhiyle beraber sokakatan hızla geçerlerken bir evin penceresinden bir
kız çocuğu başını çıkarıp:
-Şeyh efendi hazretleri biraz durur musunuz? demiş.
Şeyh, belki hastaları vardır da nefes ettirecekler diye
durmuş, beklemiş. Ardan yarım saat geçmiş, sırılsıklam olmuşlar, fakat gene ses
yok. Şeyh dervişi gönderip sorduracağı sıra kız gene pencereden görünüp:
-Rica ederim biraz daha durunuz, demiş.
Yağmur devamda. Bir yarım saat daha beklemişler, ses yok.
Artık gitmeye karar verdikleri sırada kız pencereden uzanarak seslenmiş:
-Artık oldu gidebilirsiniz, demiş.
Şeyh merak etmiş, bekletilmenin sebebini sormuş. Kız:
-Efendim tavuklarımızı kuluçkaya yatırmıştık. Kuluçkanın
altına yumurtalar konurken bir büyük kavuklunun başına bakılacak olursa
piliçlerin tepeli olacağını annem duymuş da sizi geçerken gördü, bakmak için bekletti.
Deyince, şeyh efendi büyük bir hiddetle derviş Mehmet’e
bağırmış:
-Çıkar ‘’ Ağzından Baklayı‘’!..
Pabucu Dama Atılmak
Eski
esnaf teşkilatımız son derece mükemmeldi . Her esnaf muntazam teşkilata
bağlamış olup kimse sanatında hile yapamaz, herkes namusuylaçalışır ve kazanırdı. En küçük bir hileye
karşı esnafın tabi olduğu şeyhi bir ceza tatbik ederdi. Satılan malların da
çürük ve hileli olmamasına bilhassa dikkat olunurdu.Çabucak bozulan, yırtılan veya çürüyen eşyada
bir hile aranır, bulunursa esnaf şeyhine şikayet edilirdi. Ayakkabıların da
sağlam olmamsı ve muayyen bir müddet dayanması lazımdı. Çürük çarık yapılan,
çabuk sökülen veya yıpranan ayakkabılar için bir şikayet olursa hemen o esnafın
yiğitbaşısı çağırılır, ayakkabının yapılışında bir hile olup olmadığı
araştırılırdı. Eğer esnaf ayakkabıda bir hile yapmış ise bunu yapan çağırılır, tekdir
olur, aldığı para geri verdilir ve ayakkabı da dama atılırdı. Bir esnafın
yaptığı ayakkabının dama atılması o esnaf için en büyük ayıptı ve meslekte
şeref ve itibarı kaybetmekti.
Ali Cengiz Oyunu Oynamak
Bu bir halk hikayesinden alınmıştır. Hikaye şudur:Padişahın biri Ali Cengiz oyununu duyar
durur, fakat bunun ne olduğunu bilmezmiş. Pek merak etmiş, öğrenmek istemiş.
Fakir bir genç bu işi üzerine almış. Bu oyunun esası bir adamın istediği şekle
girebilmesiymiş. Oyunu bir derviş bilir, isteyenede öğretirmiş, ama sonra da
onu bu oyun ile mat ederek öldürmüş. Mesela bu oyunu öğrenen birisi bir kanarya
kuşu olsa derviş de bir atamaca olarak onu öldürüverirmiş.
Fakir
genç, dervişten ders almaya başlamış. Dervişin yanında bulunan bir kız be gence
acımış ve gizlice oyunu asla öğrenmiş görünmemesini tavsiye etmiş. Gençde bu tavsiyeyi tutmuş. Oyunu mükemmel bir
suretle öğrenmiş, fakat dervişe öğrenmemiş göstermiş. Fakir genç evine döndüğü
vakit bu öğrendiği oyun sayesinde ailesi halkına servet etmeye başlamış. Mesela
bir hayvan kılığına girer ailesi onu götürerek satar. Sonra tekrar insan olup
evine dönermiş. Bir gün gene koç kılığına girmiş, ailesi tarafından pazara
götürülürken dervişe rastgelmişler. Derviş bunu hemen tanımış. Son derece kızarak
o da başka kılıklara girip genci öldürmeye azmetmiş. Delikanlı kılık
değiştirdikçe o da bunun zıddı olan bir şekle girmekte onu takip etmekteymiş.
En nihayet delikanlı bir çiöek olmuş ve padişahın kucağına düşmüş. Derviş de
başka kılığa girip onu almak üzereyken genç darı olup yere saçılmış. Bunun
üzerine derviş hemen tavuk olup darıları yemeye başlamışsa da bir tilki olmuş
ve tavuk kılığındaki dervişi boğmuş. İşte bu suretle Ali Cengiz oyununun ne
olduğunu da padişah göstermiş.
İstatistikler
Kayıtlı Kullanıcı : 1523
Kayıtlı Sorular : Çoktan Seçmeli : 3516 Doğru Yanlış : 1470 Boşluk Doldurma : 79
Bekleyen Sorular : Çoktan Seçmeli : 1 Doğru Yanlış : 0 Boşluk Doldurma : 0